YAZMAK HAKKINDA
- kirmizicantaliavukat
- 6 dakika önce
- 2 dakikada okunur

İnsanın canı bazen hiçbir şey yapmak istemez, bazen de bir şeyler yapmak istemene rağmen kendinde yapacak gücü bulamadığın zamanlar olur. Yazmak, benim için kimi zaman çok şevkle başladığım kimi zaman da yazmak isteyip de yazamamanın çaresizliğiyle dolu oldu. İçini döküp derdini anlatmak istersin satırlara… Sonra fark edersin ki, oraya ne yazarsan yaz tatmin olamayacağın bir duygu yoğunluğuna sahipsin. İşin kötüsü, yazmaya başladıkça duyguların düşündüğünden daha sıradan hale gelir ve hissederken sana yaşattıklarını yazarken yaşatmadığını idrak edersin. Ama yine de her şeye rağmen yazarsın…
Yazıp anlatmak istersin, bazen de bunu yapman gerektiğini hissedersin. Çünkü, bir duyguyu karşıdakine hissettirerek okuduğu yazın sayesinde aynı paydada hissettirme ihtimali bu konudaki en büyük motivasyonlardan birisi. Belki de, okuyan kişiler arasından yalnızca birisi bile hayata bakışını değiştirecek. Bu ihtimal bile, 1000 yazıdan 999 tanesini denemeye değer.
Bunca yazının karşılığını alamamak da çok büyük bir olasılık olmasına rağmen, bütün mesleklerde bu şekilde tesir bırakabilmenin hemen hemen aynı olduğunu fark etmek gerek. Dünyada aynı mesleği yapan yüz binlerce insan olmasına rağmen en ünlü olanlarını tanıyoruz. Eğer fazla ilgiliysek en ünlülerden sonra gelenleri de bilmemiz mümkün ancak diğerlerini değil.
İşte yazmak, o yazarlar arasından bir tanesi olabilmek için yüz binlerce insanın denediği ancak, sadece çok küçük bir kesimin unutulmaz olduğu dallardan birisi. Hayatın boyunca yazıp, yazılarına ilgi göremeyebileceğini bilerek yazmak… Çoğu yazarın diğer meslek ve sanat gruplarından daha cesur olduğunun en büyük göstergelerinden birisidir. Çünkü yazmak, insanın aynı zamanda mahremini de paylaşmasını gerektirir. Bunları binlerce insanın önüne serip gerekli ilgiyi görmemeyi, hatta sevilmemeyi göze almak gerçekten cesur işidir.
İnsanlar, normalde dahi yüz yüze görüştükleri birçok kişiye kendi mahremini anlatmaktan imtina ederken, yazarlar kendi özellerini doğrudan ya da dolaylı şekilde her zaman okuyucusuna anlatır.
Az sözle çok şey anlatabilmek en büyük maharetlerden birisidir. Bazen de az sözcüğün olmasına rağmen çok fazla anlatmak istediğin olabilir. İşte böyle durumlar diğerlerine göre daha da zor duruma düşürür yazarı. Mesaj yok, kelime çok… Bazen mesaj vermek yerine, dertleşmek ister, içini dökmek ister. Ancak, arkadaş ortamındaki sözcükler ve gündelik dertlerini değil, gerçekten insanı içten içe düşündüren ve dertlendiren hususları anlatmak ister. Bir yandan da yazacaklarında oldukça dikkatli olması gerektiğini bilir. Çünkü, onun dertleri satırlara döküldükten sonra sadece kendisinin olmayacaktır. Bu hepimiz için geçerli bir argüman olsa da, yazarlar bu dertlerini herhangi bir okuyucuya sunduğu için arkadaş çevresinde alacakları ilgisiz olsa da öyleymiş gibi davranan cevaplar yerine daha fazla tepki ile karşılaşmasına sebep olacak reaksiyonları alma riskini göze almış olur. İşte asıl cesaret gerektiren husus da buradadır.
Bizim çağımızla birlikte, aslında özel hayatlarını paylaşma konusunda cesur insanların düşündüğümüzden daha fazla olduğunu gördük. Yalnızca bunu yazıyla yapmak yerine birçok opsiyon olması, kültüre ve sanata olan bakışı da bir miktar değiştirdi. Ne olursa olsun, yazmak ve anlatmak insanın tanımadığı kişilere karşı konuşma yapmasından daha zor anlar yaşatabilir. İşte böylesine bir dünyadır yazmak, anlattıklarımdan daha fazlasını hissettirirken yalnızca bir sayfada bitirilebilir. Tıpkı hayatın kendisi gibi…



